Eski Hatıralar Can Yakar

   Skelliga topraklarında adı sanı unutulmuş bir demirci vardı. Geçmişte askerler için çok sağlam kalkan üreten demirci, şimdi dükkanında oturmuş eskileri yad etmek istiyordu. Çünkü gerçekten eskiye dönmeye ihtiyacı vardı. Hem kafa olarak hem iş olarak. Ama eskileri yad etmek tek başına yapılacak iş değildi. Bu yüzden sadece selam vermek için uğrayan, yan komşusu balıkçı arkadaşını kolundan tuttuğu gibi oturttu.
   “Dostum gitme be. Biliyorsun işler berbat, kafam işlerden de berbat. Eskileri konuşalım biraz. Hani herkesin kalkan kullandığı savaşların olduğu dönemlere. çok değil üç beş yıl öncesinden bahsediyorum. Ordular gelir benden kalkanları alırdı. Bende hem gurur duyar hem de parasıyla mutlu olurdum. Ama şimdi görüyorsun, sinek avlıyor dükkan. Son günlerde demircilikten çok ayakkabı cilalama işini yapıyorum. Boş durmaktan iyidir, ama bu beni kafa olarak mahvediyor.”
   Demircinin bu yıkık halini gören arkadaşı oturup ona eşlik etmekten başka bir çare bulamadı. Eşyalarını kenara bırakıp arkadaşıyla dertleşmeye koyuldu.
“Üzülme be dostum. Elbet geçer bugünler de. Belki artık kalkan yapmazsın ama hayatının geçimini sağlayacak başka işler bulursun. Çünkü sende biliyorsun kalkanların ömrü bitti.”
   Demirci biraz hiddetlendi ve dükkanda bulunan tek kalkanı tezgahın üstüne attı.
“Bunların nasıl ömrü biter anlamış değilim. Millet çıldırmış çıldırmış. Çift kılıç kullanan mı dersin, tek uzun kılıç mı dersin, sadece ok ve yay mı dersin, ne dersen de. Kalkansız nasıl yapıyorlar aklım almıyor be!”
“-Dostum en iyi savunma saldırıdır.- Bu söz sana mantıklı gelmiyor mu?”
“Saçma sapan konuşma be. Ozanlardan mı duydun bunu? Neyse sen git balıklarınla ilgilen. Sinirimi daha da hoplattın.”
    Balıkçı tam gidecekken, demircinin sesiyle durması bir oldu.
“Balıkçı al bakalım eline ilkel zıpkınını ve bana ateş et. İşte kalkanım burada kalkanımı delerse tüm dükkanımı sana emanet edeceğim. Haa yok kalkanı delemezse, bir daha kalkanın işe yaramadığına dair en ufak saçmalamayacaksın, tamam mı?”
   Balıkçı hafiften gülümsedi. Arkadaşının bu ritüelini çok iyi biliyordu.
“Dostum sen yeter ki iste, ben o saçma cümleleri  yanında kurmam. Ama bana milleti düşürdüğün tongalarla gelme. Eskiden gelen tüm müşterilerinden bu sayede iki kat para alıyordun. ok veya kılıç elinde ne olursa olsun müşterinin. Kalkanını kırabilene bedavaya iş yapıyorsun,  haa olmadı kırılmadıysa bu sefer iki kat para alıyordun. Hoş müşterilerin hiç biri delemiyordu kalkanını. Gerçekten sağlam işçiliğin var. Müşterilerde iki kat vermekten hiç mutsuz değillerdi, çünkü sağlam bir kalkan aldıklarını biliyorlardı. Neyse sana kolay gelsin balıklar beni bekler.”
“Balık tutarken kalkana ihtiyacın yok ama akla ihtiyacın var. Çıkarken kapının üstündeki yazıyı tekrar tekrar okumayı unutma.”
   Balıkçı, demircinin keyfini yerine getirdiği için mutluydu ve söyleneni yapmak zorundaydı. Kapının üstünde kocaman harflerle . “Beni hatırla! iyi bir kalkan hayatını kurtarabilir.” cümlesi yazıyordu. Balıkçı tekrar tekrar okuyarak işine gitti.
   Demircinin keyfi az da olsa yerine gelmişti ama işler kötüydü. Para kazanması lazımdı. Eskiden hiç değilse asker  yetiştirmek için ordular kalkan alırlardı. Ama Demirci, para sıkıntısı yüzünden fiyatları bir tık arttırmıştı. Çok değil 4’ten 5’e yükseltmişti. Yani %25’lik bir zam söz konusuydu. Ama ordular bu zammı beğenmedi ve asker yetiştirmek için bile ondan kalkan almayı bıraktı. Artık hiçbir yerde kalkanı yoktu. Bu yüzden elinde bulunan ürünlerle, ayakkabı parlatıyordu. Karnını doyuyordu ama özsaygısını yitirmek üzereydi. Tam on aydır yeni bir kalkan yapmamıştı. En son yaptığı kalkanı da, istek üzerine sarhoş kafasıyla alelacele yapmıştı. Lakin müşteri de -kalkanını kıramazsan iki katını alırım- cümlesini duyunca topuklamıştı.
   Gel zaman git zaman demirci tam umudunu kaybedecekken yabancı biri dükkana geldi.
“Selam demirci. buradan sadece geçiyordum ama kapıda ki yazıyı görünce kendimi içeri attım. Hadi yap bakalım şu garibana sağlam bir kalkan. Çift kılıçmış, uzun kılıçmış, mızrakmış, okmuş… Hepsi boş şeyler. Sen bana güzelinden bir kalkan yap. Sağlam baltamla iyi bir ikili olsunlar.”
   Demircinin ağzı kulaklarına gelmişti.  işte özsaygısnı yerine getirecek bir iş ayağına gelmişti. Eski geleneklerini yaparsa kendini daha da iyi hissedecekti.
“Sana özel kalkanın hasını yaparım evlat. Ama önce baltanı test etmek lazım.”
   Yabancı şaşırmıştı. Demirci, nasıl test edecekti ki onun baltasını? Ama fazla düşünmesine gerek kalmadı. Çünkü demirci on ay önce yaptığı kalkanı çıkarıp siper aldı.
“Hadi evlat uzaklaş ve baltanı fırlat bakalım. Eğer benim bu, sağlam hayat kurtaran kalkanımı geçersen sana bedavaya kalkan yaparım. Haa yok geçemezse iki katı fiyatını senden alırım.”
 “Hay hayy tabii ki kabul Demirci Usta. Sağlam olması benim için daha önemli. İki fiyat ne ki. Politikanı sevdim. İşine güveniyorsun demek. hadi geç  bakalım karşıma.”
   Demirci eski günlerde olmayı çok özlemişti. İşte şimdi biraz kendine geldi. Hemen sarıldı kalkana ve siperini aldı. Ama eski gücünde olmadığı için kalkanı tek kolla kaldırmak yerine iki kolla kaldırıp başını da kalkanın arkasına gömdü. Böylelikle daha sağlam duruyordu. Yabancı iki üç adım geri gitti. Karşısında bu kadar cesur bir demirci görmek onu da çok mutlu etmişti. Sonuçta baltanın kalkanı delip geçmeyeceğini o da biliyordu. Ama bu oyuna ortak olmak istedi.
“Hazır mısın usta? Baltam geliyor sıkı dur.”
   Yabancı derin bir nefes aldıktan sonra var gücüyle baltayı fırlattı. Uçan balta tam kalkana saplandı ve büyük bir uğultu çıktı. Bu kırılma sesinden başka bir şey değildi. İlk defa demircinin kalkanı kırılmıştı. aylar önce sarhoşken yaptığı bu kalkanı demek ki, her zaman ki sağlamlığıyla yapmamıştı. Bu ona pahalıya mal olacaktı. Ama maddi olarak değil… Yabancı kırılma sesinden sonra demirciyi kontrol etmek için koştu.
“Usta iyi misin?”
   Lakin cevap yoktu demirci olduğu yere yığılmıştı. Yabancı kalkanı kaldırınca baltanın, Demircinin tam kafasına isabet ettiğini gördü. Artık karısında demirci değil kanlar içinde bir ölü vardı. Biraz önceki sesi duyan balıkçı kendini arkadaşının dükkana attı ama gördüğü karşısında ne yapacağını tam çözemedi. Karşısında ki yabancı üzüntüden çökmüş  demircinin yanına oturmuştu. İstemeden de olsa birini öldürmüştü. Ama balıkçı onu tesseli etmeye çalışıyordu.
“Üzülme oğlum. Onu iyi tanırım . Kesinlikle seni bu oyuna o davet etti. Eski huylarından vazgeçmeyen bir fosildi. Açıkçası dostumun ölmesine üzülmedim. Çünkü yaşadığı her dakika ona zülüm gibi geliyordu ama kesinlikle onu özleyeceğim”
 “Haklısın usta yoluma devam etmeliyim. bunun suçlusu ben değildim. Gitmem gerek. diğer işleri sen halledersin herhalde. Ama gitmeden sana bir miktar para vereyim. Bu parayla kapıda ki boş yazıyı kaldır. Yerine “işe yaramaz kalkanlara elvada, SADECE HÜCÜM” yazdırı ver. Kalkanların neden kullanılmadığına doğrudan şahit olduk.”
“Cenazesiyle ilgilenir ve yetkili kişileri bilgilendirme işini ben hallederim ama al şu paranı. Çünkü sözün bugün için geçerli. Bundan on yıl öncesi için değil. Demirci her zaman geçmişte yaşadı ve oraya takılıp kaldı. Kendini geliştirseydi bugün farklı yerlerde olurdu. Bundan eminim. Ama Senin sözüne gelecek olursak bir bakarsın yarın öbürgün de sadece hücüm geçersiz olabilir. O yüzden bir şey yazmamak en iyisi. –Çünkü değişmeyen tek şey değişimin kendisidir evlat.-

An Craite Blacksmith | Gwent Wiki | Fandom



*** Not: Ah ulan An Craite Blacksmith provizyonun 1 arttı diye kimse kullanmıyor artık seni 😀 😀 ama merak etme ben kullanıyorum seni. 1 kişilik yerim var senin için. işime de yarıyorsun hani zaten. İnşaAllah hikayeyi beğenmişsinidir. Hikaye ile ilgili geri dönüşlerde bulunursanız çok mutlu olurum onu da ekliyeyim. Allah’a emanet dikkat edin kendinize 🙂

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir