Gizemli İksir

   Nilfgaard’ın köhne sokaklarından birisindeyiz. Gündüz kadar aydınlık fakat gece kadar rahatsız edici olan lağımlar bugün yine birkaç misafir ağırlamıştı. Dört yakın arkadaş, gizli işler çevirmek için her zaman olduğu gibi lağımda buluşmuştu. Kel olan kişi diğer üç arkadaşını öğlen vakti acilen çağırmıştı. Zaten öğlen vakti olsa bile, lağımlar dikkat çekmiyordu. Diğer üç arkadaşı da lağımlara alışık şekilde hemen yola koyulmuşlardı.  Diğer üç kişi ise resmen boy ve kas sıralamasına dizilmiş evrim süreçleri gibiydi; Uzun boylu olan aşırı kaslı ve güçlüydü, Orta boylu olan ise tam bir sıradan kişilikti, son arkadaşları ise Kısa boylu, zayıf  ve çelimsizin tekiydi.
    Bu üç arkadaş yolda beraber buluşup Kel olanın bulunduğu lağım kısmına gitmişti. Bizim Kel oturmuş pis pis sırıtıyordu. Uzun boylu olan direkt bu sırıtışın altında yatan gizemi öğrenmek için öne atıldı.
“Hayırdır dostum, Kelliğe bir ilaç mı buldun? Nedir bu takındığın ilk defa aşık olmuş ergen suratı?”
“Komikti  kabul ediyorum gerçekten komikti dostum. Fakat senden bu espriyi beklemezdim. Çünkü kendince bir ahlak anlayışın var. Ve benim kusurumla eğlenmen beni şaşırttı.  ama tek kusurlu ben değilim hepimizin kendince sıkıntıları var kaslı çocuk. Hadi gelin oturun da size bugünün sürprizini açıklıyayım.”
   Kel, elini cebine atıp bir şişe çıkardı. Arkadaşları, çevresi kağıt parçalarıyla sarılan bu şişenin içini merak etti. Lakin kağıtlar saydam olmadığı için içi görünmüyordu. Kel şişeyi sallayarak tam söze girecekti ki Zayıf olan araya girdi.
“Dostum bu nedir? Yoksa yıllardır sürekli arayıp durduğum, geliştirici iksiri mi ha?”
“Tam olarak dediğin gibi olmazsa bile kısmen dediğine uygun bir şey. Ama sakin witcher yapan iksirlerden sanmayın bunu. Çünkü bunun etkisi uygun koşullar sağlandığın da %100 gibi bir kesin sonucu veriyor.”
   Zayıf olan yıllardır sırf vücudu yüzünden dışlanman verdiği üzüntüyle beraber sonunda aradığı iksiri bulduğu düşünüyordu. Ama bu sefer o cümleye girmeden önce Orta boylu onun sözünü kesti.
“Nereden buldun ki bu iksiri? Bir de parasını falan nasıl ödedin?”
“Sen sus ortanca! Senin bana ödemediğin yüklü borcun halen aklımda. Verseydin borcunu, bundan belki de üç şişe alabilirdim. Haa bu arada, bir dedikodu duydum: eşime yaklaşmaya falan çalışmışsın, ama bu kadar ileri gideceğini düşünmüyorum.”
“Saçma sapan konuşma da ağzındaki baklayı çıkar artık. Bende buraya diğer iki arkadaş istedi diye geldim. Yoksa son günlerde aramızın çok iyi olmadığını biliyorum. Çıkar şu iksiri de görelim doğru mu söylüyorsun yalan mı. Nereden getirdiğini bile söylemedin.”
“Çok uzaklardan geldi. Toussaint’tan bir arkadaşım yolladı. Zamanında vampirlerin kullandığı bir fiziksel gelişim iksiriymiş. Sadece birkaç damlasıyla bile etkisini gösteriyormuş. Bu nadir parça arkadaşımın Alkemist’in de eline çok zor geçermiş. Kendisi üretemiyor ne kadar çabalasa da. Ama Neyse ki eline düşmüş bana da uyguna saydı da alabildim. Ama iksirin saçma sapan bir kısıtlaması var.”
   Uzun boylu olan bu muhabbete daha çok dayanamadı ve atıldığı gibi arkadaşının elinden şişeyi almaya çalıştı. Arkadaşı vermek istemese de uzun boylu olan gayet kaslı ve gücü kuvveti yerindeydi. Bu yüzden onu tek eliyle iterek işini halletti.
“Yeter konuştun beeee, birkaç yudum içeyim de etkisini görelim.”
   Uzun tıpasını çıkardığı gibi birkaç yudum aldı. Tadının kötülüğü yüzünden yüzü ekşimişti ve ağız dolusu sövmeye hazırdı.
“Hani bunun etkisi lan? İğrenç bir de bunun tadı Kel kafalı herif.”
“Lan sözümü bitirmedim ki akılsız. Kısıtlaması var dedim dinlemedin ki. Bunun bir kısıtlaması var işte o yüzden sende etkisini göstermemesi normal. Kısıtlamas…”
    Kel olan daha sözünü bitirmeden bir bağırışla zayıf olan arkadaşları uzuna doğru atıldı. Uzun olan arkadaşı zorluk çıkarmadan iksiri ona verdi. Zayıf olan hemen içti. Hemi de birkaç yudumdan çok fazlasını. O iğrenç tada da dayanmak zorundaydı. Sırf fiziği yüzünden dalga geçilen adam profilinden kurtulmak istiyordu. Lakin İğrenç bir şey içtiği ile kala kaldı.
“Lan hani hemen etkisini gösteriyordu?”
“Siz salak mısınız? Az sabır edin yoksa iksiri bitirirsiniz ve otomatikman ben de sizi bitiririm. İki dakika adam olun da dinleyin. Bu iksir sadece gelişime açık olanlara etki ediyor. Yani sen kaslı çocuk yeterince gelişmiş durumdasın. Yani sınırına ulaşmışsın. Senin gelişime açık olmadığın gayet ortada zaten. Şimdi diyeceksiniz tamam hadi onu anladık ama zayıf olana niye etki etmiyor dimi? Çünkü sen de ömrün boyunca zayıf kalmaya mahkumsun. Gelişime açık değilsin vücudunun zayıflığı kalıtsal bir genetik sorun. Yani sende gelişime açık değilsin. Gördüğünüz gibi sizlere de etki etmedi. Biliyorum size çok saçma gelecek ama kısıtlamaları bunlar. Ve bu şartlara uygun bi ben varım bir de borcumu ödemeyen ve karımla dedikodusu yayılan çapsız sözde arkadaşımız. Şimdi O iksiri bana verinde güçlenip şu pis adamı bir tokatlıyayım. O dedikoduların boş olmadığını çok iyi biliyorum çünkü kanıt bile buldum.”
   Orta boylu, kanıt kelimesini duyunca beti benzi attı. Çünkü bugün giydiği gömleğin cep kısmında olan peçete arkadaşının eşinin hediyesiydi. Bunu şimdiye kadar fark etmemiş olması onu beyninden vurulmuşa çevirdi. Ama yapacak pek bir şey yoktu. Olmuşla ölmüşe çare yok. Yeni bir şeyler düşünmeliydi. Hemen yarım ayağı üzerinde bir dönüş yaparak zayıf arkadaşının elindeki iksire atıldı ve hemen iksire eline alıp zafer söylemlerinde bulundu.
“Evet haklısın eski dostum, Karın senle mutlu değil o yüzden bu iksiri içip senin işini bitireceğim ve karına tam anlamıyla sahip olacağım.”
   Uzun boylu olan bu yapılanın pek etik bulmamıştı. Kel’i pek sevmese de burada onun haksızlığa uğradığını fark etti ve iksiri elinden almak için atıldı lakin biraz geç kalmıştı. Çünkü Orta boylu çapsız iksiri çoktan kafaya dikmişti. İçinde azıcık bir şey kalan iksir şişesini de  kenara fırlatmıştı. Ve kırılmanın etkisiyle içindeki renklerde belli oldu. Etrafa saçılan birkaç damlada görünüyordu ki koyu bir kırmızı rengi vardı. Bu sırada Kel ise sakinliğini koruyordu. İksirin bittiğini görünce bir gülümse belirdi yüzünde.
“İyi iyi hepsini bitirdin mi çapsız ? Karım dediğin kişi şuan mezarlıkta. Çünkü buraya gelmeden önce resmen öldü. Ölüm sebebi de İntihar.”
“Ne saçmalıyorsun lan sen. O asla intihar etmez! Hele beni bırakıp as…”
    Çapsızın bir an öksürük tuttu ve sözü yarıda kesildi. Bir an umutlandı çünkü iksirin etkisini gösterdiğini düşünüyordu. En azından yeni gücüyle eski arkadaşını öldürüp intikam alabilirdi. Evet iksir gerçekten de etkisini gösteriyordu. Zayıf ve Uzun şaşkınlıkla arkadaşlarına bakıyordu. Ama iksirin düşündükleri gibi bir etkisi olmadığı aşikardı. Kel olan ise kahkaha atmaya devam etti.
“İntihar etti eski eşim. Tıpkı senin gibi. Sende şuan intihar ediyorsun seni çapsız aptal.”
    Çapsız öksürükleri daha da şiddetlendi ve bir anda mosmor olarak yere düştü. Uzun boylu hemen arkadaşını kontrol etmeye gitti. Nefesi kesilmiş ve ölmüştü. Kafasında deli sorular olan tek kişi uzun olan değildi. Zayıf olan da bu işe akıl sır erdiremedi. Çünkü gerçekten de o iksirden ikisi de içmişti.
“Lan nasıl olur da bizi etki etmedi de sadece ona etki etti. Ya biz de ölseydi seni pislik? Haa Tamam onu öldürmen için kendince haklı sebeplerin var ama neden bizi de tehlikeye attın?”
“Ulan çelimsiz, ben size için demedim bu bir. İkincisi siz olmadan bu çapsız buraya gelmezdi. Son olarak da size söyledim her şey yalan değildi. Evet iksir  fiziksel olarak kimseyi geliştirmiyor orası şahit olduğunu gibi yalan. Ama iksirin etki ettiği şartlar; kişinin ölmesi için halen geçerli.  Yani iksir  halen sadece gelişime açık olanlara öldürüyor. Evet saçma sapan bir şart ama gerçekten de doğruymuş. Bu yüzden vampirler sıklıkla bir birlerini karşı kullanıyorlarmış demek ki. Etikliği tartışılsa da ortada müthiş bir şart var ve o şart çok keskin bir şart. Vampirler de sürekli gelişime açık ama Siz, iki sınırda olan insana gram etki etmezken gelişime açık olan 2 kişi gözlerimin önünde öldü. Hatta intihar etti. Benim suçum resmi olarak yok. Muhteşem zekamla bu işin altından kalktım. Neyse hadi gidelim  artık bu çapsızın yanında.”
   Zayıf olan bu sözlerin üzerine fazla tepki vermeden çıkışa doğru yöneldi. Ama Kaslı ve uzun olan bu işin ahlaka uygun olmadığının farkındaydı.
“Dur bakalım orada saçsız bey. Karınla seni aldattığını öğrenince kesinlikle sana hak verdim ve seni korumaya çalışacaktım ama senin yaptığın da işin doğrusu değil. Adalet böyle sağlanmaz.”
“Sakın beni suçlama dostum. Bu yerde yatan adam benden borç alıp karıma hediyeler alıyordu. Bu aptallığın üzerine karımda benim param yüzünden benle kalmaya devam ediyordu. Yani beni kullanıyorlardı. Bundan daha iyi adalet mi var? Bir enayiydim ama artık değilim tıpkı suçlu olmadığım gibi. Çünkü Resmi olarak ikisi de intihar etti. Sende bir şeyler söylesene çelimsiz. Haksız mıyım yani?
“Eski dostum kel sana yapılan baya aşağılıkça bir şey bunu kabul ediyorum. Ama artık tek bir dostum var o da Uzun. Çünkü onun adalet anlayışına inanıyorum ve seni terk edeceğim.  Bir dostum kalsa da sıkıntı değil. Hadi gidelim dostum.”
   Zayıf olan çıkışa doğru adımlaya başlasa da Uzun olan ona eşlik etmedi. Öfkeli gözlerle burnundan alev püskürüyordu. Çünkü yerde yatan eski dostu tam bir çapsızdı. Karşısında ki Kel ise gerizekalıca bir adalet anlayışı vardı. Yıllarca bu ikisiyle nasıl arkadaş kalmıştı anlamış değildi.
“Bu iş buradan bitmedi Keltoş. Daha doğrusu bitti ama senin için.”
   Uzun olan bir anda atılarak Kel’in boğazını tuttu. Kaslı elleriyle iki hamlede kelin boynunu kırdı. Ve diğer çapsız arkadaşının bedeninin yanına fırlattı. Kendi adalet anlayışına uygun davrandı mı bilinmez ama öfke nöbetlerini insana neler yaptırdığını az buçuk herkes bilir. Bu olay karşısından Zayıf olan arkadaşı ağlayarak son dostuna sesleniyordu.
“Ne yaptın sen ya? Bu mu senin adalet anlayışın ha?”
“Ehveşiner sayılmaz mı bu dostum.”
“Kesinlikle sayılmaz seni aptal. Tüm dostlarımı bugün kaybettim. Tek güvendiğim kişi sendin. Sen de beni yüz üstü bıraktın. Elvada eski dostum.”
“Dur gitme haklısın yaptığım aptalcaydı. Lütfen gitme. Ne yapacağım ben şimdi? Kendimle de ters düştüm. Bana bir akıl ver öyle git.”
   Çelimsiz arkadaşı lağımdan çıkmadan önce son bir söz söyledi.
“Herkes hata yapar eski dostum. Ama halen adaletli ve ahlaken doğru olan bir yol var. Ve eminim sen bunu biliyorsun. Eğer o yolu tercih edersen tekrardan seni ölüme kadar dostum sayarım. Ki o yolu seçersen pek bu dünyada görüşemeyeceğiz. Hadi elvada.”
“Doğru söylüyor arkadaşım doğru söylüyor. Aptallık ettim. Ama bunu düzeltebilirim. Sinir anı bazı din adamlarının söylemlerine göre sorumlu sayılmadığımız varsayılıyor. En iyisini Yaratıcı bilir. Sinirden kendimden geçtim. Ama şuan aklım başımda. Bu olayı örtersem işte o zaman ahlaksızın teki olacağım. Zaten iksiri içmem de açgözlülüğümün bir parçasıydı. İyice pislik yaptım. Bu olayı örtbas etmemem lazım. Hadi gelin eski dostlarım sizleri taşıyayım. Gidiyoruz. Doğruların hepsini Nilfgaard yetkililerine açıklayacağım. Sonu idam bile olsa doğru olan yol budur.

***Not1: Bu sefer biraz uzun yazdım farkındayım. Hakkınızı helal edin. İnşaAllah beğenerek okumuşsunuzdur. Gerçekten keyif alarak yazdım. Yani ölümlerinde falan keyif almadım yaw 😀 😀  konu olarak ve vermeye çalıştığım mesajlar olarak yazarken keyif aldım. İnşaAllah sizde okurken aynı keyfi almışsınızdır. Bu arada hikayenin çıkış noktası Black Blood adlı kart. Hikayede ki metafor ise kartın özelliği ile ilgili. boost alan ölüyor ya bu mantıkla, gelişim gösterebilme olayı blackblood tetiklesin istedim.  bire bir aynı değil biliyorum fakat kafamda böyle bir oturtma yaptım. Çünkü diğer şekil; boostu bir insan üzerine yedirmem zor görünüyordu. Benimde aklıma böyle bir metafor geldi açıkçası. İnşaAllah beğenerek okumuşsunuzdur. Yorumlarınızı bekliyor olacağım. Allah’a emanet : )

***Not2: Bu arada bilerek Ana sayfada ki resme Black blood fotoğrafı koymadım. Çünkü anlayabilirdiniz işin içinde iş olduğunu. O yüzden sürpriz bozan olmasın diye böyle bir şey yaptım. Bir de hikayenin vampirlerle olan kısmını kartın alt yazısından yola çıkarak yazdım.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir