İlginç Bir Eğlence Türü

   Temeria topraklarının en ünlü hanlarından biri olan White Orchard yine neşe içerisindeydi. Yemek yiyenler, sohbet edenler, arkadaş edinmeye çalışanlar… Ama en çok eğlenen her zaman cücelerdi. Çünkü Gwent oynuyorlardı. Kendi aralarında bahse girerek çevirdikleri bu oyunu bilmeyen yoktu. Lakin cüceler çok iyi gwent oyuncuları olsalar bile onları her zaman yenen Gnom’lar oluyordu. Bu yüzden cücelerin gnomları çok sevdiği söylenemez. Ama şanslarına bugün ortalıkta bir gnom olmadığı için eğlencelerine diyecek yoktu. Bir yandan yiyor, bir yandan başkalarına sataşarak oyunlarını oynuyordu. Lakin Gwent’te eğleneceklerin son günün bu olduğundan bi haberlerdi.
   Han içerisinde eğlence tavan olsa da dışarıda şimşekler çakmaya başlamıştı. Dışarda olmak gerçekten zor olacak ki biri kapıyı kırarcasına kendini içeri attı. Uzun boylu ve kaslı olmasına karşın, asıl dikkat çekici olan  üzerindeki çeşit çeşit ve rengarenk  aksesuar bulunduran giyesileriydi. Onu tıpkı bir humuslu toprak gibi gösteriyordu.(H.T: Çok fazla çeşitli mineral barındıran toprak çeşidi.) Nefes nefes kalan yabancı hemen kendini sandalyeye atarak su istedi. Suyunu içer içmez yemek listesini sorarak kendine uygun bir yemek istedi. Bu sırada Handa bulunun kimse yabancıyı umursamamıştı. Çünkü çok fazla bu tip insanlar gelip gidiyordu White Orchard’a. Ama yabancı, kendisine bu kadar yabancı davranılmasını hoşnut karşılamadı ve hemen ayaklanarak cücelerin yanına ilişti. Samimi bir ortam kurmak istiyordu. Ama oynadıkları oyunu görünce; samimi ortam kurmak yerine onlara sataşmayı tercih etti.
“Hahhahaha. Halen gwent oynayan mağara adamları kalmış mı ya? Bu oyunun nesli tükendi sanıyordum.”
   Karşılıklı gwent oynayan iki cüce pek ses etmezken, yancı olan sıska ve uzun sakallı cüce hiddetlendi. Çünkü gwent özellikle onun için kutsal dokunulmazlıktı. Cüceler gibi çalışkan biri değil ama iyi bir gwent oyuncusuydu.
   “Ne diyorsun sen gökkuşağı! Bize laf söylemen için önce adam gibi giyinmen gerekiyor. Her şeyi geçtim, Gwent gibi mükemmel bir oyunun nesini sevmiyorsun?”
    Yabancı istediğini almıştı yemek hazır oluncaya kadar eğlencesini bulmuştu.
“Neden olacak oynayan kişinin kartlara pek bir etkisi yok. Senin gibi kürdan gibi bir adam bile birkaç maç izleyerek iyi oynayabilir. Yani demem o ki, her kart herkeste eşit seviyede. Bu çok anlamsız. Kartları kendine göre şekillendirmeyip, başkalarının taktikleriyle oynasan bile kazanıyorsun. EE ne anladım sayın cüce bu işten? Oyun dediğin oyuncuların kendine göre şekillendirmesi gereken bir olay. Kartı istersen takla atarak koy istersen sakince bırak değişen hiçbir şey olmuyor. Bunun neresi eğlenceli sorarım sana?
    Sıska cüce, yabancıyı dinlemektense sinirlerine hakim olmaya çalışıyordu.  Ama yabancının söyledikleri bir yana, tek anladığı Kürdan lafıydı. Bu yüzden bir anda kalkıp tam yumruk atacakken, oyunlarını bitirmiş olan cücelerden kaslı olanı, sıskanın elini tuttu ve söze girdi.
   “Dostum sakin ol. Yabancının söylediklerine oynarken kulak verdim. Aslında hiç haksız sayılmaz. Bizde sıkıldık bu oyundan. Zaten gnomlar da işin cılkını çıkarıyor.  Haa diyeceksin başka oyun mu var? maalesef başka eğlence aracımız yok. Etrafta millet; sohbet ediyor, yiyor içiyor. Bize göre boş işler yapıyorlar. Biz en azından oyun oynuyoruz. Ama bu yabancı Gwent’i bu kadar gömdüğüne göre belki de bizim için bir alternatifi vardır. Haksız mıyım yabancı?”
   Yabancının yüzündeki gülümseme çok içten ve samimiydi. Kaslı cüceyi sevmişti. Hemen yanlarına oturdu. Sıcacak yemeği eşliğinde bir yandan yiyor bir yandan heyecanlı heyecanlı kendi sevdiği oyunu anlatıyordu.
“ Buradan çok uzaklarda bir oyun var kardeşlerim. Özellikle Whoreson ustamın da çok sevdiği bu oyunun ismi -Wheel of Fortune-. Bu arada söylemeyi unutum ustamın buranın sahibine selamı var.”
   Bu cümle biter bitmez, mekanın sahibi yabancıdan gelen mektubu alıp köşesine çekildi. Anlaşılan o ki bu ikili arasında gizli bir olay vardı. Ama bunun detayları belki başka bir hikayede anlatılır. Şimdi Yabancıyı oyunun detaylarını anlatması için sıkıştıran cücelerin cevabını verelim.

“Bu oyun çok zor değil cüce dostlarım, ama çok da kolay değil. Buradan uzak diyarlarda oynanan bu oyun bildiğiniz bir dart oyunu. Ama sakın normal dart oyunlarıyla karıştırmayın. Bu oyun, sizin bildiğiniz düz dart oyunu gibi değil. Her şeyden önce hedef tahtası aşırı büyük. Şekliyse dart gibi yuvarlak. Eğer karşılıklı iki kişi oynanacaksa kurallar çok basitleşiyor. Grupça oynayınca çok kompleks hal alıyor o yüzden kimse grupça oynamıyor. Çoğunlukla İki kişi arasında oynanıyor. Ve müt…”    
    Sıska cüce, dayanamadı ve yabancının sözünü kesti.
 “Gwente dünyanın lafını atıp bize koca tahtalı dartı mı övüyorsun lan!”
   Yabancı, Sıskayı aldırış etmeden devam etti.
“İşte şimdi en heyecanlı yerine geliyorum. Atışçı olan için bir problem yok. Lakin diğer bekleyen oyuncu, öyle boşta beklemiyor. Koca Dart’ın kendisi olmak zorunda. Yani bildiğiniz Hedef tahtasına geçip omuz ve ayaklarından sabitleniyor. Tabii ki bu adamın derisiyle yapılmıyor. elbiselerinin kenarları, hedef tahtasına tutturuluyor. Atıcı ise hedefte duran rakibine vurmadan hedef tahtasında ki boşluklara nişan almak zorunda. toplam atacağı 3 haktan biri bile rakibine çarparsa oyunu kaybeder ve bahsi kaybediyor. Biraz delice geldiğinin farkındayım. Ama düz bir oyun değil herkes farkındalığını ortaya koyabilir. Yani gwenteki gibi her kart herkesin elinde aynı değeri bulmuyor. Aktif olmak zorundasın. farklılık yapmak zorundasın.”
   Yabancıyı dikkatle dinleten cüceler oyunu sevmişe benzese de sıska halen boşluk aramaya çalışıyordu.
“Ne aktifliği be adam. hedef tahtasına sabitlenmiş adamın neresi aktif?”
   Yabancı aksesuarlarını göstermeye başladı. Meğer aksesuar sanılan şeyler aslında elbiselerini yamamak içinmiş. Çünkü elbisesi delik deşikti. Ama o bunu bir gurur kaynağı olarak kullandığı için yeni elbise yerine herkese şovunu yapmak için aksesuarlı yırtık elbise giyiyordu.
“Görüyor musun dostum? Ben bu oyunda ustayım. Evet iyi bir atıcı değilim ama iyi bir hedef tahtasıyım. Dart iğnesinin geleceği yeri takip ederek oraya doğru kendimi itekliyorum. ve çoğunlukla 3 haktan birinde o iğne bana denk geliyor. Evet bacaklar ve omuzlardan sabitsin, ama vücudunu öne atmakta bir taktiktir. Pasifken bu kadar aktif olduğumu anladıysanız atıcının ne kadar aktif ve oyunun kaderinin elinde olduğunu zaten anlamışsınızdır.”
  Kaslı cüce, yabancının tatlı diline kanmış gwent’i bir anda unutmuştu. Hemen ayağa kalkarak mekan sahibine dükkan köşesindeki boşluğu gösterdi.
“Müdür buraya hemen bir yuvarlak koca bir hedef tahtası lazım. Marangozcu cüceler halleder. Masrafını da ben karşılayacağım. Ama bu oyunu kesinlikle, burada oynayacağız. Gelsin oyun ustası olarak tanınan Gnomlar, Bizi Fortune’de yensin de görelim bakalım. Kartların özelliği aynıyken yenmek kolay. Peki ortada bir rastgelellik  daha doğrusu beceri isteyen, kişisel bir farkındalık oluşturacak kısımlar varken ne yapacaklar.”

ArtStation - GWENT Card Game - Wheel of Fortune, Bryan Sola

    ÖNEMLİ NOT: Buradaki hikaye tamamen uydurmadır 😀 😀 Özellikle Yabancının Gwent’i gömme amacı: kendi oyununun ve oradaki başarısını millete gösterip saygı görmektir 😀 Yoksa gwent dediği gibi bir oyun değil 😀 Baya hoşuma giden ve tam benlik olan Wheel of Fortune kartına böyle bir hikaye yazmak istedim.(hikayedeki kişinin oyuna etkisinden kastım: Fortune kartını kullanınca 1’den10’a rastgele hasar vurmasıdır 🙂 İnşaAllah beğenmişsinizdir. Dönütlerden bulunursanız sevinirim. Çünkü az dönüt olunca pek yazasım gelmiyor. Ne kadar çok kişiye ulaştığını bilirsem o kadar çok, sonraki hikayeyi yazmak için heyecanlanırım.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir