VİCDAN MESELESİ

Bir baykuş çığlık atarcasına ötüyordu.
Kuzey Temerya’da şafağın ilk ışıkları Velen üzerine çökmüş sisli alacakaranlığı yarıp deşerken Novigrad sınırından gelen toynak ve zırh şıngırtıları ona eşlik etti. Ağaçların arasındaki ufak kampta, sönmekte olan alevin son kıvılcımları uçuşurken uyandı. Sakince doğrularak ayağa kalktı. Parmak uçlarında, yanıbaşındaki diğerlerini rahatsız etmemek için sessiz ve ufak adımlarla hareket etti. Çalılıkların arasından nehrin karşı kıyısında dört nala koşan atları gördü. Henüz hava tam aydınlanmamış olsa da dişi elf onların Redanyalı olduğunu anlamıştı.
Vernossiel geçenlerde yaşanan ufak bir çatışmayı hatırladı. Aslında bu bölge Temerya toprağıydı. Vernossiel bunu biliyordu. Fakat artık Temerya yoktu. Bölge genelde Kanlı Baron denen bir adam tarafından yönetiliyordu. Bunu da biliyordu Vernossiel. İnsanlar hakkında bilmesine gerek olmayan pek çok şeyi bilirdi. Redanyalıların Dut Vadisi denilen köye gideceklerini düşündü. Çünkü Kanlı Baron Nilfgaardlılar ile işbirliği içerisindeydi ve ona ait olan her yer aslında Nilfgaard’a aitti. Vernossiel ikmal malzemelerinden kendi levazımatını aldı ve kamptan ayrıldı. Herhangi bir elf olsa umursamaz, takip etmeyi aklına bile getirmez ve dönüp uykusuna devam ederdi. Fakat Vernossiel öyle değildi, onun vicdanı vardı. ” Beni ilgilendirmez. Hatta insanların kendi aralarında yaptığı savaşlar işimize bile gelir” diye düşündü. Fakat onun sorunu tek günahları kümeslerini boşaltan tilkileri gübre yabasıyla şişlemek olan masum köylülerle değildi. Onun sorunu yıllardır elflere eziyet eden, ırzlarına geçen, yaş dallarla şehir meydanlarındaki kazıklarda yakarak idam edenlerleydi. Onlardan şehirlerini alan, sonrasında o şehirlerde tavşanlar gibi çoğalarak tüm kıtaya yayılan ve elflere yaşayacak yer bile bırakmayıp onları sürgüne zorlayanlarlaydı. Sonunda vicdanı mantığının önüne geçti. Kendisine itaatsizlik edermişcesine Redanyalıların peşi sıra yürüyen bacaklarına diretmedi.
**********************************************************************************************************
Günün ilk ışıklarıyla beraber öten horozun sesine uyanmıştı Dutvadisi köylüleri. Kadınları çoktan mutfağa geçmişlerdi bile. Adamları yabaları ve küreklerini çoktan hazır etmişti. Dutvadili Hans bugün ticaret için Novigrad’a gidiyordu. Dutvadili Annabelle’in oğlu Baron’un adamları arasına yazılmıştı. Dutvadili demirci Brohmir daha dün yeni siparişlerini teslim almıştı. Fakat ansızın hepsinin burnuna pek duymak istemeyecekleri bir koku geldi. Sanki, birşeylerin yandığında çıkardığı kokuya benziyordu bu. Köylüler evlerinden acele acele çıktılar fakat gördükleri manzara düşünmek bile istemeyecekleri türdendi. Köylülerin gördükleri yanan bir evdi. Samandan çatısına atılan meşalelerin tutuşturduğu alevler içinde bir ev. Köyün otacısı Jayne’ e aitti bu ev. Köyün biraz dışında yalnız yaşayan dul bir kadındı.
— “Jackamar koş ! Otçu kadının evini yakıyorlar ! Daha belim için merhem alacaktım…”
Jackamar köyün ayanı idi. Apar topar giyinip alelacele evden dışarı çıktı. Redanyalı muhafız yüzbaşısının önünde durdu. Eğilerek mırıltıyla karışık yalvarmaya başladı.
— “İyi niyetli efendim, lütfen. Yapmayın. Baron ağaçta sallandırır bizi.”
— “Burası bundan böyle Redanya toprağı ! Kara kişilerle ve Baron’la işbirliği yapan herkesin sonu onunki gibi olur” Kafasıyla yanan evdeki otacıyı işaret ediyordu. “Kral Radovid büyüdür bilmem ne sikimdir istemiyor. Ayrıca vergi kaçırmanın cezası da ölümdür…” Yüzbaşı ayanı duymuyor gibiydi.
**********************************************************************************************************
Vernossiel Redanyalıların ardından köye yaklaştı. Su birikintisinin kenarında yetişmiş sazlıkların ardına usulca çöktü. Kulaklarını dikti ve dinlemeye başladı.
— İndirin şu Nilfgaard sancağını. Bu aptallar güzel bir dayağı hakediyor.
— Hatunlarıda ayrı güzel lordum. Hele şu ayanınki tam çıtır.
— Ben lord değilim mankafa ! Ayrıca ayanın karısına dokunmayın. Diğerlerini de sessizce halledin. Duydunuz mu beni ?
Vernossiel kafasını sazlıklardan kaldırdı. Fakat gördüğü şey içine öfke doldurdu. Sessiz adımlarla köye doğru ilerledi. Bu otacı ona ve birliğine zaman zaman merhemler ve bazı şifalı otlar satardı. Onları hiçbir zaman ihbar etmemişti. Vernossiel tüm insanların aşağılık olmadığını bilirdi. Alev alev yanan barakanın önüne geldiğinde kapının açılmasını engellemek için konulmuş kütüğü yuvarlayarak uzaklaştırdı. Sıcaktan yumuşamış tahta kapıyı ittirerek açtı ve içeri girdi. Çoktan küle dönmek üzere olan evin uzak köşesinde, sessizce ölmeyi bekleyen otacı Jayne’i gördü. Alevlerin içerisinden ilerleyip kadına ulaştı. Kolunu boynuna dolayarak dışarı çıkması için yardım etti. Vernossiel kadını kararıp küle dönmüş eski kulübesinden çıkardığında köylülerden biri onları farketti.
— Elfler!
Vernossiel ağız dolusu sövdü. Ve yanan kulübeye tekrar girdi, adımlarını sıklaştırarak çökmüş tavanın yanmakta olan tahta parçaları arasından dikkatlice geçtiler. Fakat fazla zamanları kalmamıştı. Biraz sonra tüm çatı yıkılacak ve alevler içerisinde can vereceklerdi.
Vernossiel o kadar kolay pes etmezdi. Pelerinini yüzünü örtecek şekilde başına astı. Koşturup yıkılmakta olan arka duvara omzuyla sert bir şekilde tosladı. Ardından her geçen saniye daha da eriyip yumuşayan yıkıntılar arasından otacıyı çekerek çıkardı. Kadın öksürüklere boğulmuş, açık tenli güzel yüzü kararmıştı. İkili evlerin arka avluları doğrultusunda yavaşca köyün içine doğru ilerledi. Nihayetinde alevlerden uzakta, başka bir kulübeye geldiklerinde durdular.
Dişi elfin kulakları keskindi, hemde çok. Kendilerini ihbar eden köylünün lafına muhakkak muhafızlardan bir tanesi inanmıştı. Vernossiel omzuna çaprazlama geçirdiği yayını aldı, elinde tarttıktan sonra dizi üstüne çökerek pozisyon aldı. Ardından sağ elinin iki parmağıyla sadağına, yeşil ve kahve tüyleri olan oklarından birisini almak için uzandı. Oku yaya geçirdi, ardından kirişi yanağına dayadı ve sessizce beklemeye koyuldu. Derken Redanyalı muhafız belirdi, ilk önce sola baktı, bu kısa zaman nişan alması için Vernossiel’ e fırsat vermiş oldu. Muhafız tam sağında döndüğü anda kısa bir sessizlik oldu, devamında duyulan ses ise muhafızın bitmekte olan ömrünün sonuna işaret ediyordu.
Bir ıslık ve KÜT !
Muhafız yere yığılmıştı. İki kaşının arasına saplanan okun her bir tarafından kan sızıyordu. Ok önce kafatasını yarıp geçmiş ardından beyne saplanmıştı. Devamında dönerek parçalanmış ve saplandığı yerin çevresine kıymıklar savurmuştu. Scoia’tael bu oklardan kullanırdı. Ölümcül bir bölgeye isabet ettiğinde büyü bile kurtaramazdı. Vernossiel sakin fakat kararlı adımlarla muhafıza doğru ilerledi. Oku saplandığı yerden çıkardı ve üzerine yapışmış kanı silkeleyip geri sadağına koydu.
Vernossiel otacı kadının yanına oturdu.
— Yürüyebilecek misin ?
— Minnettarım sidh. Başımın çaresine bakarım.
— Bizim kampa gidelim. Birkaç gün sonra ne yapacağımıza karar veri…
İkilinin konuşması acı dolu bir çığlıkla ikiye kesildi. Vernossiel sesin geldiği yöne doğru baktı. Ayanın eviydi orası.
— Ayanın karısı bu. Yalvarırım ona yardım et. elaine beanna.
Vernossiel sessiz adımlarla ayanın evine doğru ilerledi. Tavuk çiftliğinin içinden geçerek ayanın evine vardı. Dizlerinin üstüne çömeldi ve sesi duyduğu pencereye doğru ilerledi.
— Bana karşı gelme Nilfgaardlı orospusu seni!
Yüzbaşı ayanın karısına bağırıyordu. Bağırmakla kalmayıp vurmuştu belli ki. Niyeti kadına tecavüz etmekti. Eline mutfak tavalarından birisin alıp kadının suratına geçirdi. Ağzı, yüzü tamamen kana bulanmıştı. Vernossiel daha fazla seyretmek istemedi. Fakat kadının öldüğünü düşündü.Ansızın içine dolan karanlığı hissetti, damarlarında dolaşıp beynine ve kalbine nüfuz eden… Vernossiel’in gözünü kan bürüdü. İçeri ön kapıdan giremezdi. Heryer muhafız kaynıyordu. Arka avludaki pencerenin pervazına kafasını dayayıp içeriyi gözetlemeye başladı. Yanıbaşında ayan oturmuş, elleriyle kulaklarını tıkamış ağlıyordu. Vernossiel’i farkettiğinde yüzünde hiçbir ifade yoktu. En kötü ölebilirdi. Nitekim kaybedecek birşeyi yoktu. Vernossiel adama dönüp işaret parmağını dudağına yaklaştırarak “sessiz ol!” anlamında bir işaret yaptı. İçeride üç muhafız görmüştü. Sadağından 3 tane ok çıkardı. 1 tanesini kirişe geçirdi, diğer ikisini dişlerine tutturdu. Nişan aldı ve peşpeşe üç oku da ateşledi. Üçü de hedefini bulmuştu ve hepsi ölmeden önce aynı sesi duymuştu.
Bir ıslık ve KÜT !
Vernossiel elini beline götürerek hançerini kontrol etti, oradaydı.Ardından pencereden içeri daldı. Hançerini çekip eğildi ve mutfak kapısının önünde soğukkanlı bir şekilde beklemeye koyuldu. Kısa bir süre sonra, tahmin ettiği gibi ıslık sesleri dikkatini çekmiş olan yüzbaşı dışarı adımını attı. Vernossiel ayağa kalktı, adama arkasından yaklaştı ve eli ile ağzını kapadı. Hançerini ise boğazına dayadı. Adamı ittirerek mutfağa geri soktu.
— “Şu kadına yaptığına bir bak.” Fısıldayarak konuşuyordu. ” Ölüm ona gösterdiğin tek merhametti.” Muhafız Yüzbaşısının elini hançerine götürdüğünü farketti. Adamı çevirip duvara yasladı. Sol eliyle ağzını tutarken sağ elindeki hançeri boğazına sıkı sıkı yaslamıştı.
Bu seferki ölmeden önce farklı birşey duymuştu. Dişi elf adama yaklaştı ve jilet bıçağı kadar keskin hançeri adamın boğazını bir kulağından diğerine kayarken şu sözleri fısıldadı : ” Yalnızca bir kez ölebilmen çok yazık …”
Yüzbaşının kesilen şahdamarlarından fışkıran kan elf kadının yeşil gambesonunu kırmızıya boyamıştı. Sonunda duvardan yere kayıp düştüğünde Vernossiel av ganimetini almak için adamın üzerine doğru eğildi. Diğer elflerin öldürdükleri komutanların armalarını veya nişanlarını zafer hatırası olarak aldıklarını bilirdi. “Ben neden yapmayayım ki ?” diye düşündü. Ve yüzbaşının sol göğsüne asılı Redanya armasını söküp aldı.
Avcunun arasındaki ganimetle mutfaktan çıkarken ayan ile karşılaştı. Zavallı adamın yüzünde apaçık minnettarlık ifadesi vardı. Vernossiel gururlu yürüyüşüne birkaç adımda olsa ara verdi ve adamın yanından geçerken başını hafifçe eğdi. “Va Faill
**********************************************************************************************************
Neden sonra Dutvadisinde Redanyalılar ve Baron’un adamları arasında yapılan çatışma sonrası Vernossiel’in yolu tekrar buraya düştü. Baron kendi himayesi altındaki köyde Redanyalılar tarafından yapılan yağma ve tecavüzü duymuş ve bölgeyi temizlemek adına üç gün gibi kısa bir sürede adamlarını civara toplamıştı. Vernossiel köyün yakınından geçerken sergilenmesi için koyulmuş gibi duran, kazığa geçirilmiş bedeni gördü. Biraz daha dikkatli baktığında onun ayana ait olduğunu anladı. Zavallı adam dişi elfi ele vermemiş, onun yaptığının bedelini canı ile ödemişti.
Vernossiel hiçbirşeyin siyah yada beyaz olmadığını bilirdi. Terörist, haydut ya da özgürlük uğruna can veren gerilla savaşcılar. Bunların hepsiydi ancak kimse asla bir tanesi olamazdı. Cesedi gagalayan leş kargalarının gözlerinde, derinlerde bir yerde kendisinin asla yüzleşemediği o karanlığı gördü. Vernossiel hangi tarafa daha yakın olduğuna dair ciddi şüphelere kapıldı…

***Not: Bu sefer farklı bir şeyler yaptık arkadaşlar. Okuduysanız bile anlamışsınızdır bu kaliteli hikayeyi benim yazmadığımı 😀 😀 Quendav’ın ( ••lαdч 𝑜𝒻 tímє 𝒶𝓃𝒹 spαcє••) kaleminden çıkma hikayemiz. Witcher evrenine çok daha iyi hakim olmasının avantajıyla evreni derinleştirecek bir hikaye yazmış. İnşallah beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı bekliyor olacağız 🙂 Adamı övün de ben de biraz rahatlıyayım. O da yazmaya devam etsin 😀

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir